6 Mayıs’ın fırtına çocukları

Filiz Yalçın |

Her 5 Mayıs gecesi hıdrellezi kutlar Anadolu Halkları. Devrimci 78’lilerin, 68’lilerin izlerinde yürümeye çalışan bizlerin ise, yürekleri dağlanır. Çünkü, birazdan gelecekler ve bu toprakların en değerli çocuklarını götüreceklerdir.

 

emperyalist_zulmun_neticesinde_katledildiler_h10080

 

“Eğer bir gün, şimdi bizi bekleyen cehennemi aşıp selamete çıkabilirsek; tüm dostlar, tüm bizden olanlar, ufak ufak gruplar halinde, çok uzaklarda, sessiz rahat bir deniz kıyısına gideceğiz. Mehtaplı bir gece olacak. İşte orada, içimizdeki taşları eriteceğiz. Gözyaşlarımız ve sevinçlerimiz, isim, gölge, belirsiz şekiller, canlı yaratıklar, yanı başımızda vurulup düşen ve de mezarsız yatan kardeşlerimiz olmaya başlayacak.

Tarihimiz, kendine yakışır bir mezar buluncaya dek, onları kalplerimizde konuk edeceğiz. Taşlaşmış gözyaşları yapıp, gönlümüzde sakladık biz onları. Bize, benliğimize girdi onlar. Kendi adlarımızı unuttuk. Kimlik olarak gösterebileceğimiz tek şey, işte bu mermerleşen heyecanımız. Zamanımızın taşlaşmış hali. İşte, o uzak deniz kıyısına gideceğiz, küme küme. Orada ağlayacağız, doya doya özgürlük içinde konuşacağız, son bir kez daha kalbimizde konuk ettiğimiz yiğitlerle.

Son bir kez. Eğer bir gün, şimdi bizi bekleyen cehennemi aşıp selamete çıkabilirsek; tüm dostlar, tüm bizden olanlar, ufak ufak gruplar halinde, çok uzaklarda, sessiz rahat bir deniz kıyısına gideceğiz!”

Yunanlı Themos Kornaros, “Fırtına Çocukları”nda, antifaşist mücadelenin tüm sıra neferlerinin sözlerini söylüyordu.

Bu sıra neferlerinin en namusluları ve onların kurduğu yan yana gelmiş en güzel sözcükler, şiirden hayatlar, tarihin 68’inde Anadolu’ya, bize düştü.

Onur, bütün bağımsızlık öykülerini ve kahramanları saklar koynunda. Onur bütün erdemleri ve sevdaları-sevdalıları saklar. Bütün fedaları saklar onur; yoldaşlıkları, dayanışmayı ve birbirinin kurşununa atlama hasletini. Tünelden ilk çıkma onurunu, birbirine bırakma tevazusunda inat etmeyi. 47’li olup, 20’li yaşlarını sürerken yaşamlarını insanlığa armağan etmelerini saklar onur.

Ben olmayan, bizi saklar onur.

Düşmanın, son bir çırpınışla “Özür dilerlerse, idam kararı uygulanmayacak” teklifini idam sehpasını tekmeleyerek yanıtlamayı, bilincinde saklar onur. Ozanın dediği gibi “yaşam buncağız bi’şey işte”nin fotoğrafıdır THKO ve onur onu da saygıyla saklar. Onur, tarihe teslim eder yazdıklarını. Tarih öpüp, başının üzerine koyar.

Karşıdevrimin, gidenlerimizi ve mücadelelerini unutturma-yozlaştırma-içini boşaltma ve özünü yok etme telaşına düşmelerini, onur teşhir eder. Özgürlük, yüzyıllar geçse de, onurun özenle sakladığı yerden çıkar; kurşun ve ip yarasıyla, gözündeki yasla gülümser. Halkın güneşi olmaya, onların içini ısıtmaya ve yolunu aydınlatmaya yeniden ama hep devam eder.

Onur; bütün iyi çocuklarını saklar, sakınır, kıskançlıkla korur.

Gezmiş, Aslan, İnan gibi…

Bu mücadeleye yaşamlarını armağan eden, direnmenin ve teslim olmamanın manifestosunu yazan o güzel çocukların, fırtına delikanlıların sebebine; devrim ve sosyalizm kazanacak!

Taylan gibi, Hüseyin gibi…

Cihan ve Sinan gibi…

Mahir ve Ulaş gibi…

Kaypakkaya gibi…

68’liler gibi…

Kızıl bayraklı mücadelenin mis kokulu yazma oyaları

Aybar’ın parlamenter demokratik sosyalizm düşü, yaşamda kendine karşılık bulamayınca; 68’in sosyalistleri önce Dev-Genç, sonra THKO ve THKP-C sözcüklerinde toplandılar. Dünya bir çelişkiyle nefes alıyordur, emek-sermaye çelişkisi; bunu anladılar. Antiemperyalist mücadelenin, zora dayalı olacağını okudular, söylediler ama en önemlisi eylediler.

Bu topraklardaki revizyonizmi mahkum etme ve kopuşun, bize kalan bu en değerli miras sandığının; tertemiz kızıl bayrakları ve mücadelenin mis kokulu yazma oyaları oldular. THKO’luların, sosyalist devrimcilerin önderleri olmalarının tarihi, işte bu kopuşun öyküsüdür:

“Yaşasın Türkiye Halkı’nın bağımsızlığı. Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler”le güneş oldu Deniz Gezmiş.

deniz gezmiş

Düşmanın, 43 yıldır onun kahraman önderliğini, popülist kültür içinde eritme çabasına karşılık; son sözleri ve erdemin yiğit önderliği ile karşı duruyor Deniz.

İstanbul Hukuk’un öğrenci lideri; 6.Filo ve emperyalizm karşıtlığı eylemlerdeki önderliği, öğrencinin söz hakkı olan, demokratik fakülte yönetimi için yapılan eylemliliklerin baş mimarıdır.

Can dostu ve yoldaşı Cihan Alptekin’i, diğer yoldaşlarını ve İstanbul’u bırakıp Ankara’ya geçerken; oradaki mücadelenin daha direngen olmasının tespiti vardı kuşkusuz. Ondan sonra, neredeyse her aileye “Deniz” adı konmuş bir çocuk düştü.

25 yaşında kendisini halkına armağan ettiğini söyleyen Deniz, bu coğrafyaya 68’li yiğitleri temsilen “Denizler” adını da armağan etti aynı zamanda. İdam sehpasında Avukatları Halit Çelenk’e, “Şekibe Abla’ya selam söyle bize çok emeği geçti, teşekkür ederiz” demesine sözcükler kifayetsiz kaldı hep. “Emperyalizme, ağalığa karşı nerde mücadele varsa benim devrimci olarak görevim orda olmaktır!” tespiti, 45 yıl sonra yine aynı yakıcılıktadır.

Deniz Gezmiş; yurtseverliğin, antiemperyalist, antifaşist mücadelenin önderidir halkların gönlünde, hep de öyle kalacaktır.

“Deniz’in bağırarak bir şeyler söylediğini duydum, infazdan önce”

denizveyusuf

Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan mahkemede.

ODTÜ’lü Yusuf Aslan, antiemperyalist öğrenci gençlik eylemlerinin Ankara önderlerindendi. Filistin’de kaldığı süreçte uçak ve helikopter pilotluğunu öğrenen çok zeki ama her 68’li gibi mütevazi bir devrimcidir.

Emperyalizmin ve savaşın temsilcilerinden Komer’in, ODTÜ’de olmasını, aracını yakarak protesto edenlerdendir. Deniz’le Ankara’ya geldikten sonra hep yolu birleşen THKO kurucularından Yusuf; Nurhak’a yoldaşlarına yardıma giderken, Şarkışla’da Deniz’le yakalandığında yaralıydı. Hastanede yatağa kelepçeyle bağlıyken, adını bile söylemedi.

25 yılının son mektubunda, “Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum, her birisi oğlun sayılır” diye yazarken; yoldaşlık ve arkadaşlığa ne kadar bağlı olduğunu, “Biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi uğruna, şerefimizle bir defa öleceğiz. Bizi asanlar ve astıranlar ise, her gün bin defa ölecekler” “Yaşasın işçiler, köylüler; yaşasın devrimciler; yaşasın halkımın kurtuluşu ve bağımsızlığı için savaşanlar; kahrolsun emperyalizm!” diyerek de ne kadar inançlı-inatçı bir devrimci olduğunu ortaya koymuştu.

Halkının hizmetinde” olan Yusuf’u, yine kendi deyimiyle “Amerika’nın hizmetindekiler” katletti.

Yola çıkmadan birbirlerini son kez görmek istemişti üç yoldaş; konuşmadan, göz göze vedalaşmışlardı. İkisi ölümsüzleşmişti çoktan, onu bekliyorlardı…

ODTÜ’lü Hüseyin İnan, Ankara’daki hemen tüm antiemperyalist eylemlerin düzenleyicisi ama mutevazı önderiydi. Öne çıkmamaya özen gösterir, eylem komitesini belirler, yönlendirirdi. ODTÜ Stadyumu’nda sonsuza dek duracak olan DEVRİM yazısının mimarlarındandır. Daha 1968’de, sıcak mücadelede çıkacağı dağların tespitini yapmıştı harita üzerinden. THKO’nun bildirgesini kaleme alan teorisyeni ve kurucusudur. ODTÜ’ye gelme cesaretini gösteren dünya halklarının düşmanı Vietnam Kasabı Komer’in arabasını yakanlardandır.

huseyininan

Hüseyin İnan’ın terliği ve idama giderken giydiği lastik ayakkabısı. Arkada ise idamdan sonra ailesine teslim edilen bavulu. Fotoğraf: Mete Ertekin

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün saflarında, antiemperyalist mücadeleye katılan devrimcilerdendi. O bizim DEDE’miz, onurumuz ve önder yoldaşımızdı. İdamdan sonra ayakkabılarının kötü olması nedeniyle babasının çok üzüleceğini dert eden THKO’lu komutan; hep 23 yaşında kaldı.

“Ben şahsî hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı, bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı, Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm” son sözleri oldu, bekletmedi iki yoldaşını, koştu.

Devrimci 78’lilerin, 68’lilerin ayak izleri

43 yıldır biz…

Resim yapıyoruz, ağlıyoruz, örgütleniyoruz, müzik dinliyoruz, gülüyoruz, sevdalara düşüyoruz, yüzüyoruz, rakı içiyoruz, şiir okuyoruz, dumanı tüten ekmeğin köşesini kopartıyoruz, çalışıyoruz, yağmur süzülüyor saçlarımızdan, dans ediyoruz, özlüyoruz, kavuşuyoruz, dostluklar kuruyoruz, hanımelinin kokusunu çekiyoruz içimize, umut ediyoruz, slogan atıyoruz bir miting alanında, sinemaya gidiyoruz, uçurtmamız ağaçta kalıyor, türkü söylüyoruz, ille de çocuklarımızı içimiz titreyerek seviyoruz.

43 yıldır onlar…

“Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ezilen halkımızın öncü gücüdür, halkımızın kurtuluşu dışında hiçbir harekete girişmez.” demişlerdi THKO Bildirgesi’nde 71 yılında… 20’lerinde, onlar… ölümsüzleştiler.

O geceden sonra yaşamını hep korkarak, saklanarak geçirecek ve boğularak ölecek olan Ankara 1 no.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kalem kıran, baş keseni Ali Elverdi; idam sehpası karşısında bir eli arkada, bir elinde sigara infazı izleyecek, “İnfaz edilirken bile komünizm propagandası yaptılar!” diye söylenecek, daha sonraları AP‘den katıldığı milletvekili seçim propagandalarında “Deniz Gezmişleri, komünistleri ben astım” diyerek, fırtına çocuklarının erdemli anılarına, yağlı kara elini uzatmaya çalışacaktı.

Her 5 Mayıs gecesi hıdrellezi kutlar Anadolu Halkları.

Devrimci 78’lilerin, 68’lilerin ayak izlerine basarak, düşe kalka yol yürümeye çalışan bizlerin ise, yürekleri dağlanır.

Çünkü, birazdan gelecekler ve bu toprakların en değerli çocuklarını götüreceklerdir.

Hayata karşı duydukları sorumluluğa halel getirmekten korktukları için, idamların kesinleşmesiyle son bir iki günlerinde “uçlu sigara” içtiklerini gizli bir mahcubiyetle açıklamaya çalışanlardır onlar. Onlar, karanlığın içinde, prangalarıyla yürürken bize gitar konçertosunun ezgilerini dinleteceklerdir.

Rehin aldıkları Amerikan askerinin eşinin hamile olduğunu öğrendiklerinde, eylemi iptal edenlerdir onlar. Çünkü bilirler ki, yolun varacağı yer kadar önemlidir yolun nasıl yüründüğü. Onlara kadar, insan olmanın en onurlu halini tarif etmek için “şövalye ruhlu” deyimi kullanılırken, artık “Denizler gibi” deyimini kullanmamıza yol açacaklardır.

Yaşama inadımızın ilk nedeni olmaya devam edeceklerdir. Direngen devrimcilikleri nedeniyle de, en büyük kıvancımız.

Mayıs ayların gülüdür

1 Mayıs İşçi Bayramı, 6 Mayıs Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölümsüzleştiği, 18 Mayıs yine 68’in önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede parça parça kesilirken onurun şiirini yazdığı ve 31 Mayıs Nurhak’da, Denizlerin yanlarına gitmeye çalıştıkları Sinan, Kadir ve Alpaslan’ın katledildiği günler.

Mayıs’a; Kızıldere’ye, Nurhaklar’a, Şarkışla’ya, Gemerek‘e; Ulucanlar, Mamak, Diyarbakır ve marşlarımızı okuduğumuz, direndiğimiz, katledildiğimiz tüm cezaevlerine selam olsun!

68’i ve 78’i sözde savunup, düzene entegre olmanın oportünizm kitabını yazanlara inat; hala itirazı seçenlere, gezi çocuklarına bu itirazı aktaranlara selam olsun!

Bu topraklarda antiemperyalist iklimi yaratan 68’lilere; “Esas siz teslim olun!”u teorileştiren THKO’nun önderleri Yusuf Aslan’a, Deniz Gezmiş’e, Hüseyin İnan’a selam olsun!

Bayrakları elimizde, kalbimizde ve aklımızda. Bu inançla söylüyoruz:

İnsanlık onuru; adaletsizliği, işkenceyi, namussuzluğu, ahlaksızlığı, sömürüyü, savaşı, açlığı, hırsızlığı, eşitsizliği, köleliği ve tüm kötülükleri yenecek!

Bu mücadeleye yaşamlarını armağan eden, direnmenin ve teslim olmamanın manifestosunu yazan o güzel çocukların, fırtına delikanlıların sebebine; devrim ve sosyalizm kazanacak!yazisonuikonu

Devrim, özgürlük biraz da sen



Yorum yok

Ekleyin