Bir özel harp operasyonu : 6-7 Eylül

|

Saldıranların elinde bazen 6-7 Eylül’de olduğu gibi Atatürk posterleri, Türk bayrakları olur, bazen de Sivas’ta Madımak’ta olduğu gibi Kur’an.

[wzslider autoplay=”true”]“6-7 Eylül, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”

Özel Harp Dairesi komutanlarından Sabri Yirmibeşoğlu 36 yıl sonra 1991’de böyle bahsedecekti “6-7 Eylül olayları”ndan. 1
Ne olmuştu peki 6-7 Eylül 1955’te?

Neydi devletin bu “muhteşem örgütlenme’si ve ulaştığı amaç?

Rakamlara bakalım;

  • Mahkeme kayıtlarına göre Rum, Ermeni ve Yahudi’lere ait 4.214 ev, 21’i fabrika olan 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul, 5 spor klübü, 2 mezarlık tahrip edildi ve yağmalandı.
  • Resmi rakamlara göre 60, yerel kaynaklara göre 400 civarında tecavüz.
  • 300 yaralı ve gazetelere göre 11 (net sayısı hala belli olamayan) ölü.
  • Saldırı sonrasında Haydarpaşa Garı’nda üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalanan yağmacı sayıları : Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi. (Bu durum aynı zamanda bu operasyon için başka illerden adam getirildiğinin kanıtı olmuştur.)
  • Sonrasında da çoğu Rum, on binlerce gayri-müslimin göçü.
Devlet planlı, örgütlü bir “etnik temizlik” harekatı kurgulamış ve uygulamıştı.
6 Eylül günü TRT’nin saat 13:00 haberlerinde Selanik’teki Atatürk’ün evine bomba atıldığı yönünde yalan haber yapılmış, ardından yazılı basınla kışkırtıcı yayınlar yapılmış ve akşam 19:00’da ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri olan kalabalık, sopalarla gayri-müslimlerin oturduğu mahallelere saldırmaya başlamıştı. Ve iki gün sonra ortaya çıkan bilanço buydu.

Devlet planlı, örgütlü bir “etnik temizlik” harekatı kurgulamış ve uygulamıştı.

Başbakan Adnan Menderes’ti. Plan, “Milli burjuvazi” yaratma söylemi altında, o dönem ekonomide önemli bir güç durumunda olan gayri-müslimleri zulmederek yok etme planıydı. 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi’yle başlayan tasfiye hareketi, 6-7 Eylül operasyonuyla son noktasına getirilmişti. “Amacına ulaştı” denilen tasfiye sonuçları yıllar içinde şöyle ortaya çıktı. 1924’lerde 1 milyonluk İstanbul’da 280 bin gayri-müslim varken, yani kaba hesap %28 gibi bir oran varken, 2000’li yıllardaki sayımlarda 10 milyona yaklaşan İstanbul nüfusu içinde gayri Müslim sayısı 1.500-2.000 arasındadır, yani %0.02 civarında.

Her dönem katliamları, saldırıları, yağmayı devlet yapar, davalar halktan yana olanlara açılır.

Bugün de ülkemizin en üst makamında, Cumhurbaşkanlığı’nda, Rum, Ermeni kelimelerini küfür sayan biri oturuyor.

Gezi İsyanı’nda sokağa çıkan halktan korkan yandaşları “Menderes’i astınız, Özal’ı zehirlediniz, Erdoğan’ı yedirmeyiz” diye yırtınırken bu halk düşmanı geleneğin sürdürücüsü olduklarını da söylüyorlardı zaten. Ki iktidarların en tutarlı oldukları yanları halk düşmanlıklarıdır. Saldıranların elinde bazen 6-7 Eylül’de olduğu gibi Atatürk posterleri, Türk bayrakları olur, bazen de Sivas’ta Madımak’ta olduğu gibi Kur’an. Bazen Maraş’ta olduğu gibi sinemaya bomba attılar derler, bazen Gezi’de olduğu gibi “camiye ayakkabıyla girdiler” derler. Hapishanelerde katliam yapar “Hayata Dönüş” derler. Neyi kullanırlarsa kullansınlar, amaçları aynıdır. Ekonomik ve siyasi iktidarlarını sürdürmek.

Tarihin içinden küçük bir ayrıntı da bu konuda ipucu veriyor bize. 6-7 Eylül saldırısından sonra “suçlu” diye hakkında dava açılanlardan biri de Aziz Nesin’dir. Aynı Aziz Nesin Sivas katliamında bizzat kendisi katledilmek istenmiş ama yine halkı kışkırtmaktan ona dava açılmıştır.

Demek ki her dönem katliamları, saldırıları, yağmayı devlet yapar, davalar halktan yana olan, halka gerçekleri göstermeye çalışanlara açılır.yazisonuikonu

@mesutors

  1. “Türk Gladio’su İçin Bazı İpuçları,” Tempo Dergisi, S. 24, 9-15 Haziran 1991


Yorum yok

Ekleyin