31 Mayıs Devrimi

|

31 Mayıs 2013 birçok kişi tarafından bir devrim olarak tanımlandı. “Bu yeryüzü ilk kez böyle bir İstanbul görüyordu.” Gezi’yi Sanki Devrim’den alıntılarla hatırlamaya devam ediyoruz.

3

Çıkan kısmın özeti: 27 Mayıs’ta kovulan yıkımcılar 28 Mayıs’ta geri döndü. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları direnişi ateşledi. Kırmızılı Kadın’ın hüznü 29 ve 30 Mayıs’ta sokaklarda ve sosyal medyada on binlerce kişilik bir direnişin coşkusuna dönüştü.

Korkunç bir güzellik halkların havasında
Birden ötesine geçiyoruz varmak istediğimizin
Cemal Süreya

Şair Hasan Hüseyin, tarihin akışını betimlerken Gezi’nin kitlesel direniş enerjisini de anlatıyor sanki:

damlanın damlayı itişidir bu
dalganın dalgaya bindirişidir

30 Mayıs sabahı çadırları yakma saldırısı bardağı taşıran son damlaysa, 31 Mayıs Cuma günü şafak vakti, yine 4.30-5.00 sularında parka yapılan saldırı bu taşmayı hızla bütün ülkeyi dalga dalga kaplayan bir taşkına çevirdi; eylemler İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra İzmir, Antakya, Adana, Mersin, Eskişehir, Edirne, Samsun, Trabzon, Erzurum, Dersim başta, ülkenin bütün kentlerindeydi artık.

Bu gün direnişe katılanların sayısı için 1 milyon tahmini yapılıyor. Dünya direnişlerinin kıdemli gözlemcisi Tarık Ali, “Ben hayatımda ilk defa gece başlayan protestolara tanıklık ettim”, diye anlatıyor:

İnsanlar işlerinden evlerine gidiyor, üstlerini değişip yemeklerini yiyor, kravatlarını takıp eyleme hazırlanıyorlardı. Ellerinde birer su şişesi, yüzlerinde mendiller, biber gazının etkilerinden korunmaya hazırdılar. … Sonra polis saldırısı başlıyordu. Saldırıyla birlikte hemen reklam panoları, arabalar ve ellerine geçen başka şeyler alelacele devrilip barikatlar kuruluveriyordu. Tazyikli sularla kitleyi dağıtma çabaları nafileydi. Sonra sıra (Brezilya’dan ithal edilen) biber gazına geliyordu. Aralıksız atılan bombalar sonucu kitle dağılıyor, sonra gene toplanıyor ve bu durum sabaha karşı 3′e, belki daha ileri saatlere kadar devam ediyordu. Üstelik bu eylemler ertesi gece yeniden başlayacaktı. 1

Tarih ve coğrafya bu kez ironi yapmadı, göz kırptı: Direnişin ilk ağır yaralısı ODTÜ Felsefe öğrencisi Filistinli Lobna Al Lamii oldu. (Gezi’yi önceleyen süreçte AKP iktidarına karşı en güçlü direnişlerden birini gerçekleştirmiş olan) Sinan Cemgil’in okuluyla, İntifada’nın ülkesiyle yüklü Lobna ismi, en sert çatışmalardan birinin gerçekleştiği 31 Mayıs’ın tozu ve dumanı, ateşi ve suyu içinde bile hızla bayraklaştı.

Sonraki günlerde “ulusalcı” tabir edilen kesimlerin en az yarım asırlık hastalığını, devletin içinde, bilhassa orduda kendine müttefik arama çırpınışını cesaretlendirecek bazı sahneler yaşandı: Polis, eylemcilere müdahale edecek TOMA’nın manevra yapması için Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’nin bahçesini kullanmasına izin vermeyen eri, gaz atmakla tehdit etti. Askerin “Siz gaz bombasını atınca biz de bir şeyler atarız artık” repliği, kaç ulusalcının gönlünde yatan ‘ordunun polise silahlı müdahalesi’ arslanını uyandırdı, bilmiyoruz. Aynı hastaneden bir er halka gaz maskesi dağıtacak, sonra bu yardımı kişisel inisiyatifiyle yaptığı açıklanacaktı.

Sosyal medyada daha ilk günden itibaren dağıtılmaya çalışılan “bizim asker” illüzyonunun darmadağın olması için jandarma TOMA’sının halka su sıktığı 15 Haziran’ı beklemek gerekiyordu.

Sırrı Süreyya Önder (BDP) ve İlhan Cihaner (CHP) gibi millevekillerinden Ahmet Şık gibi -Fethullahçı kadrolaşmaya karşı mücadelenin simge ismi olan- sosyalist gazetecilere kadar tanınmış isimler gaz fişekleriyle yaralanırken AKP milletvekili ve eski kültür bakanı Ertuğrul Günay’dan ABD büyükelçisi Francis Ricciardone’ye ezenlerin temsilcileri bile, Gezi’ye destek veren yahut polisin ölçüsüz şiddetine eleştirel bakan mesajlar yayımladılar. Ertesi gün Abdullah Gül de utangaç bir eleştiriyle sürece nadir müdahalelerinden birini yapacaktı.

Cem Boyner, bir tekelci burjuva önsezisiyle olsa gerek “Müşterimi dinlemek zorundayım, halkın ve müşterilerimizin bu denli karşı çıktığı bir projede yer almamız mümkün değildir,” diyerek AVM projesinden çekildiklerini açıkladı. Elbette bu tavırda, AKP’nin burjuvazisi olmaya soyunmuş (MÜSİAD’da simgeleşen) kesimlerle Ümit Boyner’in üç yıl başkanlığını yaptığı, Türkiye oligarşisinin yakın zamana kadar en önemli hâkim gücü olan TÜSİAD arasındaki aşikâr fakat ilan edilmemiş savaşın izi vardı.

Ancak tüm savaşların gözünü dikip baktığı asıl savaş, halkla egemen sınıflar arasındaki, sokaklarda sürüyordu:

Görme engelli bir abi arkadaşının koluna girmiş “Bana nereye doğru taş atacağımı söyleyin n’olur!” diye bağırıyordu. 13-14 yaşlarında iki çocukları arkada taş kırarken, anne ve babaları onların kırdıkları taşları barikatın başında polise atıyordu. 70 yaşlarında bir amca “Çocuklar benim gücüm taş atmaya yetmiyor keşke ölsem de cesedimden barikat yapsanız” diye ağlıyordu. Tabii bunlar yoğun gaz altında oluyordu. 2

Gezi direnişleri ve devrim ilişkisi ayrı bir tartışmanın konusu, ama 31 Mayıs’ın neredeyse 24 saatine yayılan çatışmalar ‘31 Mayıs Devrimi’ tanımını telaffuz ettirmeye başlamıştı bile.

Oysa “bu daha başlangıç”tı.yazisonuikonu [devam edecek…]

Sanki Devrim | @prometeatro

Gezi Ayaklanması üzerine Sanki Devrim: Bir Devrim Gezi'sinden Notlar kitabından Gezi ve Gazi'ye ilişkin kısımları yayımlıyoruz (s. 78, 83-85)

Bu kronoloji Sanki Devrim: Bir Devrim Gezi’sinden NotlarBarış Yıldırım (Nota Bene, Ankara: 2014) çalışmasından özetlenerek  ve düzenlenerek aktarılmıştır. Referansların bütününe kitaptan ve yazilama.net sitesinden erişebilirsiniz.

Tüm Gezi’de Bugün yazıları:

  1. Gezi’de bugün: 27 Mayıs 2013
  2. Gezi’de öfke birikiyor: 28-29-30 Mayıs 2013
  3. 31 Mayıs Devrimi
  4. Ve bizim 1 Haziran’ımız…
  5. Günler ölüm haberleriyle geliyordu: 2 Haziran’dan 15 Haziran’a Gezi
  6. Provokasyon mühendisliği ve ikinci 15-16 Haziran
  1. ‘In Ankara’, Tarık Ali, London Review of Books Blog, 19 Haziran 2013; Türkçe çevirisi; Ayrıca yazıyla ilgili 25 Haziran tarihli Radikal haberi.
  2. Akt. ‘Ekonomi İyi Durumda ama Halk Değil: Türkiye’deki Gösterilerin Ekonomik Arka Planına İlişkin Notlar’, Eren Buğlalılar.


Yorum yok

Ekleyin