Günler ölüm haberleriyle geliyordu: 2 Haziran’dan 15 Haziran’a Gezi

|

2 Haziran’dan 15 Haziran’a kadar düşen delikanlılarımız bedeli kazandık Gezi’yi, İstanbul’u ve ülkeyi. Diktatör Afrika’ya kaçtı, biz Taksim Komünü’nü kurduk.

çArşı'nın POMA'sı, 3 Haziran 2013

çArşı’nın POMA’sı, 3 Haziran 2013

Takvim 2 Haziran’a dönerken yalnızca mekân değil zaman da direnişin mülküydü artık; sokaklar ve gece kitlelerce ilhak edildi.

Direnen kitlelerin ortasında kalan NTV vb. medya kuruluşlarının araçları “Satılık Yalan Haber” gibi yazılarla donatılmış, CNN’in isim haklarını CNN Türk’ten çekmesi için kampanya başlatılmıştı.

Meselenin “üç beş ağaç meselesi” olmadığını daha ilk saatlerden itibaren herkes biliyordu, ama ağaçları mazeret değil vesile olarak düşünmeli. Bu sözcüklerden ilkinin kurduğu nedensel bağın doğasında, kendisini takip edenleri içerme zorunluluğu yoktur; oysa vesile ilişkisinde bu zorunluluk vardır, önceki olay, sonraki olayla organik bir ilişki içindedir.  Geziciler, iktidara karşı direnişin başlama vesilesi olan çevresel duyarlılığı bu sabah park ve çevresindeki çöpleri toplayarak gösterdiler, daha sonra gelenek haline gelen bu “mıntıka temizliği” Gezi’nin kimliğinin sempatiyle algılanmasına katkı sundu.

Direniş büyük kentlerden tüm ülkeye, geleneksel olarak kalkışmaların dışında kalma eğilimine sahip Samsun, Niğde, Bodrum gibi yerlere kadar yayılırken Almanya’dan Portekiz’e dünya sokaklarından dayanışma sesleri yükseliyordu. Erdoğan’ın marjinalize edici söylemi çok geç kalmıştı: “Biz birkaç tane çapulcunun, o meydana gelip halkımızı tahrik etmesine seyirci kalmayız.” Başbakanın çapulcu çıkışının artık milyonlarla ifade edilen, sosyal medya katılımıyla birlikte on milyon(lar) oldukları söylenebilecek kitlelerce sahiplenilip parodileştirilmesi için (bu bir metinlerarasılık isyanıdır) birkaç saat yetti.

Direnişte siber âlem yalnızca sosyal ağların etkin kullanımıyla (‘SMaktivizm’) değil ‘Hacktivist’ olarak adlandırılan ağ örgütlenmelerinin eylemleriyle de bir aktör niteliğindeydi. Uluslararası Hacktivist grup Anonymous bir video-bildiriyleTürk hükümetine diz çöktüreceğini” ilan ettikten sonra #opTurkey etiketiyle hükümet sitelerine karşı saldırılar başlattı. Bir süre sonra AKP ve Cumhurbaşkanlığı siteleri kısa sürelerle erişime kapatılacak, RedHack’in de dahil olmasıyla birlikte siber saldırıların şiddeti giderek yükselecek, devlet kuruluşları “fişi çekmek”ten başka çare bulamayacaktı.

“Günler ölüm haberleriyle geliyor”

Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda
Akıtılan ve akıp gelen kanlarda
Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca
Eller temizlenecektir
Bir tören olacaktır
Ölülerimiz toplanacaktır.
Turgut Uyar, ‘Biraz Daha’

2 Haziran günü direniş ilk şehidini verdi. Ümraniye’de yapılan yürüyüşe dalan bir otomobil, 19 yaşındaki sosyalist işçi Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüne neden oldu.  Aynı gün 19 yaşındaki Antakyalı üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de faşist esnafın ve sivil polislerin doğrudan fail olduğu bir linç kampanyası sonucu ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hastaneden eve gönderilen Ali İsmail, 10 Temmuz günü hayatını kaybedecek, çok sonra, halkın tepkisi sonucu, katillerinden bazıları tutuklanacaktı.

Alis_Ali_Ismail_Kardesim3 Haziran Pazartesi’ne akan gece boyunca Beşiktaş başta olmak üzere İstanbul çatışıyordu. Gecenin ilk saatlerinde Boğaz Köprüsü bir kez daha trafiğe kapatılıp direnişe açıldı. Polisin hedef gözeterek açtığı plastik mermi ve gaz fişeği ateşiyle YTÜ İktisat Bölümü’nden bir üniversite hocası ve öğrencisi (Dr. Burak Ünveren ve Selim Polat1) gözünü kaybeden ilk direnişçilerden oldu: “gözümüzü çıkardınız göz nurdur be kardeşim / bütün mesele de göz göze gelmeyelim diye…”*

Bir gün önce CHP milletvekili Gürsel Tekin’e “Bize 100 tane gaz maskesi verin Gezi’yi alalım” diyerek direnişin gönlünü kazanan çArşı grubu, Taksim alındıktan sonra mahallesine geri dönmüştü. O gün bir kez daha Taksim’e gitmek istiyorlardı. Kitlenin -taksicilerin müşteri almakta mırın kırın edebilecekleri kadar kısa- Beşiktaş-Taksim yolunu geçmesi saatler sürdü. Sultan özentisi bir iktidarın makamlarından biri olarak kullanıldığı Dolmabahçe Sarayı çevresi başta olmak üzere, yedi tepeli kentin bu en meşhur tepesinin çevresindeki yollar, santim santim çatışarak yüründü.

Direnişin en coşku yaratan anlarından biri bu çatışmalar sırasında Çarşı’nın ele geçirdiği bir iş makinesine POMA (Polis Olaylarına Müdahale Aracı) adını vererek polisin TOMA’sını kovalamasıydı (Ekim ayında Tuzluçayır halkı aynı şeyi yapacaktı). Direnişin ilk günlerinden itibaren her takımın Ultras adı verilen militan taraftarları direnişin en önemli kitlesel güçlerinden birini oluşturuyordu.

fadime_ayvalıtaş

Mehmet Ayvalıtaş’ın toprağa verildiği saatlerde direniş Gezi’yi çoktan, bir ülke kadar aşmıştı.

Mehmet Ayvalıtaş’ın toprağa verildiği saatlerde direniş Gezi’yi çoktan, bir ülke kadar aşmıştı. Herkes bulunduğu yeri direniş alanına çevirmekteydi. Plazalardan çıkan çalışanlar dahil birkaç bin kişi öğle tatilinde NTV’nin Maslak binasına aktı ve “Bu da mı haber değil NTV?” diye sordu. Haberdi. Sarı basının ilk çatırdayışı, halkın haberi medyaya dayatmasıyla gerçekleşti, böylece sansür barajı birçok noktada delinmeye başladı. Daha sonra çoğu işten el çektirilecek olan bazı NTV çalışanları da aşağı inerek eyleme dahil oldu. NTV, 13.00 haberlerini kapısına dayanan direnişe ayırmak zorunda kaldı.

Eski AKP bakanlarından Abdüllatif Şener’in “Huyudur, hoşuna gitmeyen bir şey oldu mu kaçardediği başbakan o gün Kuzey Afrika gezisine çıkmadan önce yine hızla ters tepecek olan meşhur %50 açıklamasını yaptı: “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz bu ülkenin en az yüzde 50’si var.” Direnişçilerin sıklıkla verili kabul ederek parodisini yaptığı bu rakam elbette çok sorunluydu. AKP %50’yi değil bir avuç oligarşiyi temsil ediyordu, bugün AKP küçülürken bunu görmek çok daha mümkün. İster bilinçli ister bilinçsiz olarak, ister %30 olsun ister %50 oranında AKP’yi destekleyen kitle, asıl olarak halktır ve mutlu azınlığın değil Gezi’nin müttefikidir.

Abdullah Cömert

Abdullah Cömert

4 Haziran’da Taksim meydanından Kızılay’a, Adana-Sular Meydanı’ndan İzmir-Gündoğdu’ya alanları ve caddeleri dolduran halk, yüz binleri milyonlara çoğaltırken, Antakya’dan Abdullah Cömert’in haberi geldi. Cebinde Atatürk fotoğrafı bulunduran bir CHP İl Gençlik Kolları üyesi olan Cömert’in paylaştığı son mesaj, “Devrim için alanlardayım,” diyordu. “Gerekirse öleceğiz. Sesim kısık vaziyette ama gene saat 6’da alanlardayım sadece devrim için.” 22 yaşında bir kanın deli akışıyla imzalanmış bu mektup, Gezi’yi anlamak için dikkatli okunmalıdır. Cömert, ölümünün ne uğruna olduğunu açıkça söylemiştir: Devrim. Üyesi olduğu parti, hayranı olduğu simge, bunların hepsi bu idealin içinde massedilmiştir. (Cömert’in katili nasıl bulundu?)

Dünya direnişe ses veriyor

Polis gaz bombalarıyla insanları öldürür, kör eder, yaralarken; yüzlerce direnişçi (ve İzmir’de Twitter gevezesi bazı liseliler) doldur-boşalt sistemiyle emniyet müdürlüklerinden geçerken Erdoğan Kuzey Afrika yolunda, Gül ve Arınç onun yokluğunda ortalığı sakinleştirme çabasındadır. Direnişin, #DirenAfrika sloganıyla diktatörleri iyi tanıyan Tunus ve Mısır halkını Erdoğan’ı protestoya çağırması bu ülkelerin sosyalist ve ilerici partilerince olumlu yanıtlandı.

Dünyanın her yeri direnişe ses veriyordu: Chicago, Alaska, Irak Kürdistanı, Yunanistan, Sudan, Fas… ABD ve BM polis şiddetini sorgulayan açıklamalarına hız verirken -biz bu açıklamaları “iyi biliriz”- Avrupa Parlamentosu’ndaki sosyalist grubun başkanı “AB sürecini durdurma”yı telaffuz etti.

Direnişin yüzleri çoğalıyor, çoğullaşıyor ve her şeye rağmen gülümsüyordu. Taksim’de çatışmalara mola verildiğinde “polise karşı kitap okuma eylemleri” direnişçilerin “okumuş çocuklar” yüzünü vurguladı. Kitap okuma “eylemi” hızla yaygınlaşacak; emniyet buna cevap olarak, polislerine emirle kitap okutturmaya çalışacak; Gezi, Kuğulu, Gündoğdu ve diğer “çapulcu kütüphaneleri”yle birlikte kitap, ‘çapulcu kimliği’ diyeceğimiz şeyin önemli bir parçası olarak yerleşecekti.

İsyan iklimi ana akım medyanın hava geçirmesin diye penceresiz inşa edilmiş cam binalarından bile içeri sızdı. Kelime Oyunu yarışma programı sunucusu İhsan Varol medya sansürünü Gezi’yle ilişkili kelimeler sorarak deliyor; Sermiyan Midyat penguen tişörtüyle CNN Türk’e çıkıyor; orijinal CNN’in meşhur programcısı Christiana Amanpour ise çatışmaları sabaha kadar canlı yayımlayarak, İngilizce bilmeyenler de dahil, sokakta olmayan büyük bir kitleyi televizyon başına kilitliyordu. NTV’ye yönelik protesto Garanti grubuna doğru genişlerken ve insanlar hesaplarını hızla bu bankadan çekerken bankanın müdürü can havliyle “Ben de çapulcuyum” diye atıldı.

Yaşar KemalBu baskı yeter artık” diye isyan ederken kolay kolay kitleler halinde harekete geçmeyen avukatlar Çağlayan’ı sloganlarıyla sarsıyor ve ülkenin ilk memur sendikası konfederasyonu -tarihi, hakları için sokak çatışmalarıyla örülü- KESK ise yarım gün iş bırakıyordu. Yarım gün!

5 Haziran’da DİSK, KESK, TMMOB ve TTB iş bırakarak Ankara ve İstanbul meydanlarını doldurdu. Ancak parasını verdikleri için en çok konuşan oldukları kürsü, ayaklanan halkın çok gerisindeydi. Hayatlarında belki ilk kez sendikaların bir önemi olduğunu hisseden, sokak yazılarında, dövizlerde ve hashtag’lerde dolaşmaya başlayan “Genel Grev” çağrısıyla umutlanmaya başlayan yüz binlerce genç, geç gördükleri rüyadan erken uyandılar: Sendikaların önemli bir kısmı bir bürokratlar ordusu tarafından yönetiliyordu.

Erdoğan’ın memleketi Rize de direnen kentler kervanına katılırken (ve paramiliter grupların terörüyle karşılanırken) Ankara, çatışma bayrağını Meclis’in ve bakanlıkların yanı başındaki cadde ve sokakların üzerine boylu boyunca örtmüştü. Son birkaç gündür gözler sık sık Ankara’ya dönüyordu; Kuğulu Park’ta çadırlar kuruluyor, Kızılay her gece işgal edilip on binler ancak gaz ve tazyikle dağıtılabiliyordu. Mahalleler ayaktaydı. #DirenAnkara’nın (iki #DirenGeziParkı etiketinden hemen sonra) en çok paylaşılan üçüncü Twitter etiketi olması Ankara’nın direnişteki yeri hakkında bir fikir verebilir.

Taleplerimiz

Taksim Dayanışma bu gün Ankara’ya gidip Bülent Arınç’la görüştü ve “Korkmuş bu herifler” mesajından başka bir şey ifade etmeyen referandum önerisini aldı. Direnişin talepleri netti ve 7 maddeydi:

  • Gezi, park kalacak,
  • Topçu Kışlası projesi iptal edilecek,
  • AKM yıkılmayacak,
  • sorumlular görevden alınacak,
  • gaz bombası yasaklanacak,
  • gözaltındakiler serbest bırakılacak ve haklarında soruşturma açılmayacak,
  • ifade özgürlüğünün önündeki engeller kalkacak.

Cem Boyner, direnişin ilk günlerinde AVM projesinden çekilerek gösterdiği büyük burjuva önsezisini fırsata çevirmeye niyetli gibi görünüyordu; görüntülendiği bir eylemde elinde taşıdığı “Ne sağcıyım ne solcu, çapulcuyum çapulcu” dövizi -“çapulcu” sözcüğünün artık uluslararası düzeyde parodileşmiş anlamını unutabilirsek- doğrudur; bu topraklar tekelci burjuvaziden daha talancı bir haydut çetesi görmedi ve bu çete için kârlarından başka hiçbir âli değer mevcut değildir.

Aydınlar cephesinde Fazıl Say, bir konserinin sonunda tencere tava resitali verirken, günlerdir nerede olduğu sorulan Orhan Pamuk direnişin bu 10’lu günlerinde birkaç sıkıcı satır yazabildi. Avrupa gazetelerinde yayımlanan yazısında Erdoğan hükümetinin baskıcı ve otoriter olduğu yönünde, artık milyonlar nezdinde haber değeri olmayan sözler geveliyor, bahçelerinden kesilen kestane ağacına karşı gösterdikleri naif aile direnişinden bahsediyordu. Süddeutsche Zeitung’dan ziyade Zaytung okuyor gibiydik ve sosyal medyadan yazara yapılmış şu çağrı yanıt bulmayacak gibi görünüyordu:

https://twitter.com/OnurBehramoglu/status/341835722321432576

11 Haziran günü, Vali’nin Gezi’ye müdahale yapılmayacak açıklamasının üzerinden yedi saat bile geçmeden Gezi’ye en geniş çaplı müdahalelerden biri yapıldı. Rus televizyonu RT’nin canlı verdiği saldırı aslında büyük saldırının genel provasıydı ve başarısız oldu: Yine kozmik gaz bulutu fotoğraflarıyla belgelenen saldırının üzerinden 24 saat geçmemişti ki on binler meydanın tam ortasında bir piyano resitali dinliyordu.

Direniş, bu deneme kabilinden fakat çaplı saldırılar bir yana 15 Haziran’a kadar görece stabil bir seyir izledi. Stabilis Latince “ayakta durabilir” kökünden gelir ve direnişin istikrarı direnerek, ayaklanmanın istikrarı ayakta kalarak olur; Gezi yan gelip yatma yeri değildir.

Aslında aynı zamanda onun da yeridir. Gezi Parkı’nda 6 Haziran’da toplanan, herkesin kendi sorunlarını dile getirdiği Halk Meclisi, Paris Komünü’nden Sovyetler’e, devrimin kuramcılarından Gazi Mahallesi’ne aktarıla aktarıla gelen bir geleneğe selam ediyordu. Gezi bir komüne dönüşmüştü artık.

Taksim Komünü tamlaması literatüre böyle girdi…yazisonuikonu

devam edecek

Sanki Devrim | @prometeatro

Gezi Ayaklanması üzerine Sanki Devrim: Bir Devrim Gezi'sinden Notlar kitabından Gezi ve Gazi'ye ilişkin kısımları yayımlıyoruz (s. 78, 83-85)

Bu kronoloji Sanki Devrim: Bir Devrim Gezi’sinden NotlarBarış Yıldırım (Nota Bene, Ankara: 2014) çalışmasından özetlenerek  ve düzenlenerek aktarılmıştır. Referansların bütününe kitaptan ve yazilama.net sitesinden erişebilirsiniz.

Tüm Gezi’de Bugün yazıları:

  1. Gezi’de bugün: 27 Mayıs 2013
  2. Gezi’de öfke birikiyor: 28-29-30 Mayıs 2013
  3. 31 Mayıs Devrimi
  4. Ve bizim 1 Haziran’ımız…
  5. Günler ölüm haberleriyle geliyordu: 2 Haziran’dan 15 Haziran’a Gezi
  6. Provokasyon mühendisliği ve ikinci 15-16 Haziran
  1. Bu soyadı kitapta yanlış olarak “Poyraz” olarak geçiyor. Düzeltmeyi yapan Ersin Umut Güler’e teşekkürler.


Yorum yok

Ekleyin