18’inde bir komutan

Hayri Tunç |

Sibel Yalçın, Mahir’in öğrencisi, Şafak’ın komutanıdır. Ondandır zaten yenilmeyecek olması umudun. Bütün zulme rağmen kazanacak olması direnişin…

SibelYalcin

Devrimciler için yoldaşlarını kaybetme korkusu aslında çok büyük bir korkudur. Hiçbir devrimci, hiçbir zaman, hiçbir yoldaşını kaybetmek istemez. Ona sıkı sıkı sarılır, elini sıkıca tutar, her gördüğünde iyice bağrına basar.

Çoğu kişinin anlam veremediği, abartılı bulduğu bu durum aslında devrimcilerin yüreğinde biriken acılarını bastırmalarının bir yoludur. Her sabah gözlerini açtığında, o gün kaybetmiş olduğu yoldaşlarını anması ondandır belki de.

Bugün Sibel Yalçın’ın katledilmesinin üzerinden tam 20 yıl geçti.

20 koca yıl! Onlarca yoldaşımızın aramızdan ayrıldığı 20 koca yıl!

Kobanê eylemleri sırasındaydı galiba, yüzü kapalı, elinde molotof, barikatın ardında duran, 15-16 yaşlarında bir direnişçinin polis aracına dönerek; “Bırakın artık, ecelimizle ölelim” diye bağırıyordu.

Eceliyle ölünmeyen coğrafyanın çocuklarıyız biz. Yoksul mahallelerde, bazı günlerimiz aç, bazı günlerimiz acıyla geçerken, daha çocuk denecek yaştayken karşılaştık devletin zulmüyle, işkencesiyle

 Yoksul mahallelerde yaşıyorsanız devlet size hiç gülmez. Sizi hiç sevmez. Sizi görmez.Gördüğünüz tek şey zulümdür.

Yoksul mahallelerde yaşıyorsanız devlet size hiç gülmez. Sizi hiç sevmez. Sizi görmez.

Gördüğünüz tek şey zulümdür.

Komutan zulmün ortasında, tanıdığı onlarca insanın yok edilmesini, işkenceden geçirilmesini görerek büyüdü. Gazi Katliamı’na tanık oldu. O günlerde ekmeğini paylaştığı dostlarının, yoldaşlarının katledilmesine tanıklık etti.

Onca zulme, onca baskıya rağmen ısrarla gerçeği haykıran insanlara tanık oldu.

Yoksul mahallelerdeki çocukları kimse kandıramaz, aklını çelemez, beynini yıkayamaz. Onlar zaten zulmün ortasında, zulüm görerek büyürler.

Birçoğunuzun “ama onlar çocuk” dediği yaşlarda, ellerinde silahlar, gözlerinde öfke ve inançla savaştı onlar!

Zulmün tam ortasında, her gün, her dakika zulümle karşı karşıya gelmiş insanlardı onlar. Zulmedenler için yaşlarının, boylarının, renklerinin hiçbir farkı yoktu.

Devletten hep baskı gören, hep acı gören insanlara neyin nasıl olması gerektiğini anlatamazsınız.

Devletten hep baskı gören, hep acı gören insanlara neyin nasıl olması gerektiğini anlatamazsınız. Onlar, zulmün ortasında, zulmü yaşayarak anlarlar, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu.

Komutan, devletin zulmünü görenlerden, o zulme başkaldırmak gerektiğini bilenlerden biriydi. Öyle büyüdü, öyle yaşadı. Yaşadıkça gördü, görerek öğrendi ve sadece öğrendiğini uyguladı!

Her gün abi dediklerini, abla dediklerini götüren bir devlete karşı gösterecekleri tek şey de direniş olurdu zaten.

Öyle de oldu!

Komutan, 17 yaşında bir direnişçi olarak sokaklarını savundu yaşadığı mahallelerin. 18 yaşında ise artık bir komutandı.

“Yıllar önce bugün Sibel’in katledildiğini duyduğumda hissettiğim öfkenin aynısını görüyorum çocukların gözlerinde. İnançlı, dirençli ama öfkeli bir umut dolanıyor Gazi sokaklarında.

Sibel katledildiğinde ben 15 yaşındayım, Sibel 18 yaşında. Toplasan belki bir kaç kez yan yana gelmiştik, bir kaç kez görmüştük birbirimizi. Ben ondan sosyalizmi öğreniyordum. Nedenlerini, niçinlerini, halkın neden korktuğunu, bu korkuyu nasıl yeneceğimizi.

Ben Sibel’den bir devrimcinin nasıl olması gerektiğini öğreniyordum, Sibel’in gözlerinden, umudun hiç bitmemesi gerektiğini öğreniyordum.

Öfkemizde büyük, inancımızda! Bizim ismimizi anmalarına gerek yok, ismimizin hiçbir anlamı da yok. Bizler devrimcileriz, bu halk için kendimizi feda ederiz. Yeter ki halk iyi olsun.

Kulağımda, aklımda kalan tek sözleri.

Sibel’in öfkeli gözlerinden dökülen sözcüklerle geliyor direniş. Bugün, ülkenin bütün yoksul mahallelerinde Sibel’in inancı dolanıyor. Gazi de, Lice de Sibel’in direnişi büyüyor.

Direnişin ismi aslında Sibel!

Böyle yazmıştım zamanın birinde Komutan için. Olduğu her alanı eğitim alanına çeviren, bildiklerini yoldaşlarına öğreten, bilmediği şeyleri de öğrenmek için çabalayan bir komutandı.

Onurlu yaşadı, onuruyla anılıyor halen!

bu yoksul mahallelerin, yiyecek yemek bulamadıkları halde, evlerine gittiğimizde bize sofralarını açan insanların umuduydu.

Komutan, bu yoksul mahallelerin, yiyecek yemek bulamadıkları halde, evlerine gittiğimizde bize sofralarını açan insanların umuduydu. Onların sözü, onların çığlığı, onların gözyaşlarıydı.

Bugün anlattığımızda halen anlaşılmayan, anlaşılmak istenmeyen bir durum gibi dursa da Sibel’in yaptıkları, aslında bu toprakların gerçeğiydi.

Komutan, bu toprakların temiz, onurlu bir savaşçısı, evladı olarak var oldu! Onun eline silah alması da, direnişin komutanı olması da aslında tartışılamayacak bir durumdur. Sorun Sibel’in eline silah alması değil, sistemin halklar üzerindeki baskısıdır. Bütün yasaklar, bütün baskılar elbette ki tepkiyi doğurur. Sibel, bu tepkinin devrimci kanala akmasının önemli mevzilerinden biriydi.

Bugün, ardından geçen 20 yıla rağmen halen halkın yüreğinde yaşıyor komutan.. Unutulmadı!

Onu katledenleri kimse hatırlamıyor, o gün iktidarda olanları herkes lanetliyor ama komutan halen dimdik, onurlu bir gülüşle aramızda dolanıyor.

Bugün yoksul mahallelerdeki bütün çocukların gözlerinde Sibel’in gülüşü var. Öfkesi, inancı, iradesi var. Bugün barikatların ardında, yüzleri kapalı, gözlerinde gülüşleriyle binlerce Sibel var.

Sibel Yalçın, Mahir’in öğrencisi, Şafak’ın komutanıdır. Ondandır zaten yenilmeyecek olması umudun. Bütün zulme rağmen kazanacak olması direnişin…yazisonuikonu

 



Yorum yok

Ekleyin