11 Eylül’ün Meyvesi: AKP 

Hüseyin Kaplan  |

Anadolu olmazsa üç kıtanın tutkalı ve denge merkezi olmaz.

image5

Dünyanın ve Türkiye’nin kaderini değiştiren olay; 11 Eylül’dür. 11 Eylül’ün bize yansıyan sonuçlarından en önemlisi AKP hükümetidir. Çünkü  Afganistan’a giren ve Irak’a da girecek olan ABD işgal ordusuna, TSK’nın kuzeyden yardımı gerekecekti. Koalisyon Hükümeti ve Başbakan Ecevit buna uygun görülmüyor, Dünya konjonktürüne uygun bir partinin iktidara gelmesi gerekiyordu. Bu nedenle siyasi meddahlar devreye girdi. Kemal Derviş, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli koalisyonun yıkılmasında ve AKP’nin iktidara gelmesinde rol oynayan, en önemli üç aktördü.

MGK toplantısında, Ahmet Necdet Sezer’le Hüsamettin Özkan’ın kapışmalarıyla başlayan süreç, Ecevit’in Prof. Mehmet Haberal tarafından hastalandırılıp Başkent Üniversitesi hastanesinde yavaş yavaş ölmeye yatırılmasıyla ivme kazanıyordu. Bahçeli’nin ABD gezisinden dönüşünde, havalimanında; koalisyondan çekildiklerini açıklaması ve Ecevit’in şaşkınlığı, ülkeyi yeni serüvenlerin beklediğinin habercisiydi.

2002’de koalisyon hükümetinin yıkılması ve AKP’ye seçim kazandırılması bir Süper-NATO manevrasıdır.

2002’de koalisyon hükümetinin yıkılması ve AKP’ye seçim kazandırılması bir Süper-NATO manevrasıdır. 11 Eylül’den bir yıl sonra, AKP’nin iktidara getirilmesi bir tesadüf değildi; Süper-Nato’ya yardım eden yerli işbirlikçiler olmasa bunlar gerçekleştirilemezdi. TÜSİAD ve İTO‘nun (İzmir Ticaret Odası) oynadığı roller gözlerden kaçmamalı: Finanse ettikleri 63 milletvekilini istifaya zorlamalarıyla hükümeti düşürmeyi başardılar. İsmail Cem’i vitrine koyarak YDH‘yi (Yeni Demokrasi Hareketi) finanse ettiler. Partinin arka planında Hüsamettin Özkan ve İstemihan Talay vardı.

2002 Kasım’ında puslu bir havada seçime girildi ve genel başkanı yasaklı olan, seçimlerden 8 ay evvel kurulmuş olan bir parti sandıktan çıktı. 3 Kasım akşamı; bir haber kanalında görülen Güler Sabancı, Ülkenin ekonomik istikrarı için koalisyon yerine tek parti iktidarının daha hayırlı olacağının müjdesini veriyordu. Koalisyon ortaklarından ANAP ve DSP eriyip yok olurken, DSP’nin genel başkanı hayatını kaybederken MHP’nin ve Bahçeli’nin semirmesi bir “Süper-Nato Kuklası” oldukları içindir.

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümetinin ilk icraatı;  Irak’ı işgal etmiş olan ABD ordusunun yardımına koşabilmek için 1 Mart 2003 tezkeresini kaleme almak oldu.

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümetinin ilk icraatı;  Irak’ı işgal etmiş olan ABD ordusunun yardımına koşabilmek için 1 Mart 2003 tezkeresi’ni kaleme almak oldu. Bu tezkere, Meclis’ten çeşitli sebeplerle geçmese de; Abdullah Gül, bunun bedeli olarak ‘Cumhurbaşkanlığı Koltuğu ile ödüllendirildi. 2002 ve 2007 seçimlerinde, hem Süper-Nato’ya yardım edip hem de cuntacılık blöfü yapanlar, çift taraflı oynayanlar, Pentagon tarafından tasfiye edilip Silivri’ye hapsedildiler.

BOP ekseninde Tunus, Mısır ve Libya’da karışıklıklar çıkarıldı ve ‘kukla hükümetler’ kuruldu. Bu doğrultuda Suriye’ye girilmesi gerekiyordu. Ancak bu Afganistan ve Irak İşgali gibi olamayacağından, Libya benzeri bir durum oluşturarak Suriye’nin içerden yıkıldığı görünümü verilecekti ve Türkiye burada önemli bir role sahip olacaktı.

AKP ve Tayyip bu oyuna balıklama atlayan oyuncular oldular, çünkü başka kozları kalmamıştı ve Suriye ile zaman kazanmak istiyorlardı. Sünni nüfusun yoğun olduğu bir kasaba olan Reyhanlı’da sabotaj planlayıp Şii Suriye ordusunun üstüne atmak suretiyle halk üzerinde bir ‘seferberlik ruhu’ yaratarak ordunun Suriye’ye girmesi için ortamın olgunlaşacağını düşündüler.

Ancak bu sabotaj herkesin sigortalarını attırıp Gezi direnişinin doğmasına yol açtı. Onca gencin ölümüne, yaralanmasına sebep olan direnişte; hükümete dalkavukluk yaparak hükümetin yıkılmasını önleyenler, Süper-Nato’nun enstrümanları olduklarını bir kez daha ispatladılar.

AKP’yi bir demokrasi ve sivilleşme hareketi olarak yorumlayan ve AKP’den fazla çalışan liberaller, Radikal 2 solcuları, akil adamlar, satılmış sendikacılar, medya maymunları ve kiralık milliyetçiler sizler de aynı kapının kulu, Nato’nun uşağısınız!

Esad’a diktatör deyip de, kendi diktatörlerine karşı muhallebi kıvamında olanlar; IŞİD, ÖSO ve El Nusra sayesinde Suriye’ye demokrasi mi getirilecek? 

Esad’a diktatör deyip de, kendi diktatörlerine karşı muhallebi kıvamında olanlar; IŞİD, ÖSO ve El Nusra sayesinde Suriye’ye demokrasi mi getirilecek? Bir adım sonrasını göremeyen mantığınızla nasıl yaşıyorsunuz? Ve, bu kadar insanlık düşmanı olmayı nasıl başardınız?

Suriye’de batağa saplanan emperyalizm, Ukrayna ile rövanş almaya çalışıyor. Ülkenin bölünmesi ve ülke batısının AB’ye üye olması durumunda Rusya‘ya gol atılmış olacak. Çünkü; Suriye başarısızlığının Rusya sayesinde olduğunu düşünüyorlar. Bu mizansende Türkiye, her iki ülkenin arasında yer alıyor. Suriye’de yaşanabilecek bir başarısızlığın bedeli AKP hükümetine ve militer güçlerine kesilir. Esad galip gelirse Türkiye’de siyasi dengeler değişecektir.

Yüzyıl önce yaşanan acılara dönüp yeniden bakalım: 1. Dünya Savaşı’na hiç yoktan dahil olmuş bu ülkeyi, o zaman da “vatan, millet, ulvi menfaatler” söylemiyle emperyalistlerin davası uğruna heder etmediler mi? Yüz binlerce genç, Alman emperyalizmini İngiltere’ye karşı savunmak için; Çanakkale’de ve Sarıkamış‘ta ölmedi mi? Bugün, Alman tarihçileri şunu itiraf ediyorlar: “Doğu cephesini açarak yüz binlerce askerden tasarruf yapmış olduk, bizim yerimize Osmanlı’nın çocukları öldü.” Bir hiç uğruna ölmenin  adına “yurt savunması”  diyenler  hâlâ muktedirler. Düvel-i Muazzama’nın kendi aralarındaki pay kavgasında Anadolu çocuklarının ne işi vardı? Köpekler kavga ederken kediler karışıyor mu?

Asya, Avrupa ve Afrika‘yı bir papatyaya benzetiyorum ve Türkiye bu papatyanın ortasında yer alan sarı kısma benziyor. Eğer Anadolu olmazsa üç kıtanın tutkalı ve denge merkezi olmaz. 21. asırda denge merkezi olmayı sürdüren bu coğrafyada; huzursuzluk ve kargaşa çıkarmaya çalışanların, partilere patlayıcı gönderenlerin hesapları neler olabilir diye düşünmeliyiz. Üstelik bu kargaşa; ulusalcı, milliyetçi, dinsel, bölgesel, ırksal vb bir çok  “yerli parametrelere” bağlanarak yapılabilir. O halde: savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz.

Seçimlerde zor durumda kalabilecek olan AKP ve onun savaş çetesi, ülkeyi savaş batağına çekmek için utanç verici ataklar yapabilir. Bu hükümet üyelerinin emirlerinin, herhangi bir meşruiyeti yoktur. Savaş kışkırtmaya dönük telaşlı kararlar alınması durumunda; TSK’nın herhangi bir kademesi bu yöndeki talimatları uygulamamalı, suça daha fazla ortak olmamalıdır. Suçlularla işbirliği anlamına gelen bir yayıncılık yapan medya ise ayağını denk almalıdır!

Bu utanç, ancak; adil bir yargılama ve cezalandırma ile temizlenebilir. Suçluların cezalandırılmasına, halkımızın bütün komşularıyla yeniden tesis edeceği kardeşçe dayanışma eşlik edecektir.yazisonuikonu




Yeni yorum ekleyin.